TRABZONSPOR’U SAHİPLENMEK!

Nazım Hikmet’in “Dörtnala uzak Asya’dan, Akdeniz’e bir kısrak başı gibi uzanan bu memleket bizim” şiirine çok paralel düşüyor Trabzonspor’la kurulan bağ… Hani konuşmak için söz alırsınız sözünüzü tamamlayamazsınız, cümlenin sonunu getiremezsiniz. İşte o cümlenin sonudur Trabzonspor. Daha ötesi ve sonrası yoktur. “Neden Trabzonspor?” sorusuna bazen cevap ver-e-mezsiniz. İşte o umursamaz susuştur Trabzonspor.

 *

 Yunus Emre ne zaman Tabduk Emre’nin kapısını çalsa Tabduk Emre “Gelen kim hanım?” diye sorduğunda, hanımı “Yunus geldi” dediğine Tabduk Emre de  “Bizim Yunus mu?”  dermiş. İşte oradaki sahiplenmedir Trabzonsporluluk. Yani “bizim”dir.

 **

 George Best’in hayatıma ışık gibi yön veren sözlerinden bir tanesi var. “Hayatımda her şeyi çalımladım, alkol hariç”. Daha sonra Trabzonspor için nelerden vazgeçebileceğimi baktım, vazgeçemeyeceğim hiçbir şeyin olmadığını gördüm. Sevgilisine “Düşünsene seni Trabzonspor kadar sevdiğimi” diyebilen insanlar sahiplenmiştir Trabzonspor’u… Ya da bordo dediğinde mavi diyen sevgiliyi arayanlar. Eşine, çocuğuna ayıracağı vakti Trabzonspor’a ayıranlara ne demeli? Evine 5 ekmek almak yerine 4 ekmek alıp 1 ekmek parası arttırıp kendine bilet parası ayarlamaya çalışan evin babasıdır Trabzonspor.

 Statükoyu devirebilir mi tekrardan Trabzonspor? Kazım Koyuncu’nun futboldaki “devrim” silahı Trabzonspor. İdeolojik görüşlerini Trabzonspor’la özdeşleştirip, Trabzonsporluluğa bambaşka bir boyut kazandıran, bir sempati kazandıran isim olarak rahmetle anıyorum Kazım ağabeyimizi… Ee, Trabzonspor’dan bahsederken laf arasına sıkıştırmasak olmazdı.

 Uzun lafın kısası; bu Trabzonspor bizim. Galibiyetiyle, mağlubiyetiyle, hüzüncü ve sevinciyle, döktürdüğü gözyaşıyla, onun için hayatını kaybedenleriyle, uçurumun kenarına gelmiş insanı tekrar hayata bağlamasıyla; kısaca varlığıyla…

 *

 Gündeme Dair;

 Sezon oldukça kötü geçiyor. Son olarak Antalyaspor maçında elimizdeki maçı vermemiz, takımın halen bir sisteminin olmaması, Şenol Güneş’in kötü performansı ve yardımcılarının hiçbir halta yaramaması, futbolcuların vurdumduymazlığı ve sorumsuzluğuyla çekilmez maçlar oynuyoruz. İzlerken heyecan almaktan ziyade sıkılıyoruz. Sövüyoruz, küfrediyoruz “lan bir daha izlemeyeceğim” diyoruz. Ama bu yalana kendimiz bile inanmıyoruz.

 Şampiyonluk mücadelesi yapıyoruz;ensemize vuran önümüzden ekmeği alıyor, ötekileştiriliyoruz. TFF, Medya, Siyaset ve tüm unsurlar tarafından “tu kaka” edilmeye çalışılıyoruz. Daha sonra adına saçma sapan isimler verdiğimiz sendromlar yaşıyoruz.

 Colman’ın dönüşü bir nebze itici güç olur. Oyun anlamında çok fazla beklentiler içerisine girmemek lazım.

 Son olarak; Gökdeniz Karadeniz bahis yaptı ve cezasını çekti. Cezasını çektikten sonra Trabzonspor forması altında hangi deplasmana gitse “kupon yapsana, kupon yapsana, Gökdeniz bize kupon yapsana” diye tezahüratlar ile aşağılandı. Şimdi bakıyorum şike yapan futbolculara en ufak bir slagon atılmıyor. Neden? O kadar şikeci futbolcu, yönetici, hoca var takımlarda… Neden biz onlara “şike yapsana şike yapsana ABC (isimlerden herhangi birisi) şike yapsana” diye bağırmıyoruz? Oyunu biraz da onlar gibi oynamak gerek.

 

**

 Jose Mourinho der ki;

“Dünyanın en iyi teknik direktörü ben değilim ama benden daha iyi bir teknik direktör de yok.” 

 :)

 

 

 

 

Garrincha

bir garip futbol aşığı

Bir Yorum Yazın