TÜRK FUTBOL SEYİRCİSİ

Bugün denk geldim; baktım ki ekşi sözlük’te Türk futbolunun istemezükçü, her bir kötü sonuç arkasından bir kelle isteyen kişileri bu sefer Galatasaray’lı genç defans oyuncusu Semih Kaya‘yı hedef seçmişler. Aslında içlerinde ciddiye alınacak bir yorum yok, çoğu sevenlerini kızdırmak, tahrik etmek amaçlı troll dediğimizden yazarlar, ama gene de daha önce sözlükte yazdığım bir konuyu paylaşmak istedim bu vesile ile.

Eleştirilerin çoğu yenilen goller yüzünden, hani iş biraz daha büyüse, gerçekten büyük bir hata olsa neler olur kestiremiyorum. İşin kötüsü toplum olarak iyice kafayı bozduk sanırım, olay artık bir oyun halinden çıktı. İnsanları abi altı üstü bir oyun dediğinizde bile sakinleştiremiyorsunuz. Hani Kolombiya’da 1994 Dünya Kupasında kendi kalesine gol attığı için ülkesine dönünce mafya tarafından vurulduğu iddia edilen defans oyuncusu Andres Escobar aklıma geliyor, Türkiye’de de yakında böyle bir şey olması ihtimali bile düşününce insanı korkutuyor.

Hazırlık maçında sahaya girip gazetecilere saldıran Fenerbahçe taraftarları, hakeme kızıp sahaya giren Beşiktaş taraftarları, sahaya rakı şişesi atan Galatasaray taraftarları, şehir girişinde barikat kuran Bursaspor taraftarları, başka forma giyenleri kovayalayan Eskişehirspor taraftarları ve liste uzar gider, nihayetinde sahaya çakı atan biz Trabzonspor taraftarları. Al birimizi vur öbürüne; Edirne’den Hakkari’ye rakip takımlara küfürlerin gırla gittiği şu stadlarda şu saydıklarımdan birini diğeri yapmaz diyebilir misiniz? Ben diyemem maalesef. Diyebilen var ise de beri gelsin.

Klasik laftır, hepimiz aynı gemizdeyiz diye hani, Türk futbolu da bu örnekle çok güzel uyuşuyor ve o gemi artık yarı yarıya suyun içinde. O yüzden senin tarafın, benim tarafım yok. Ya hep beraber tüm takım taraftarları bir şeyler yapacak ve bir şeyler düzelecek, ya da hep beraber batacağız.

Neyse konuya dönelim, genç yeteneklerin harcanmasına eğilmek istiyordum,  “Türk futbolu” başlığı altına yazdığım 16 Mart 2012 tarihli yazı, okumak isteyen olursa diye direkt kopyalayıp yapıştırıyorum:

herhangi bir avrupa takımında yıldızlar yanında 18-19 yaşındaki oyuncular en zorlu maçlarda hiç sırıtmadan oyuna girip çıkarken, yıl olmuş 2012; hala 24-25 yaşındaki oyunculara bile “tecrübesiz ve genç oyuncu” diye şans verilmediği ve verilse bile bir kaç hatasında ipinin çekildiği ülke futboludur türk futbolu.

evet diğer ülke futbollarına göre gözle görülür bir şekilde geri kalmıştır ve eminim bir çok sebebi vardır ama kabahatini başka yerlerde aramadan önce, taraftar olarak kendimizden başlayalım mı eleştirmeye?

a.madrid’in kalecisine baktım da 19 yaşında, insaf yahu… şu an türkiye liginde gaziantepteki `muhammet demir` ve gs deki `semih kaya` harici ümit milli takımda olup kendi takımında direkt oynayan 21 yaş altında oyuncu var mı? benim aklıma gelen isim açıkçası pek yok.

şu sahadaki`:15 mart 2012 beşiktaş atletico madrid maçı` oyunculara bakıyorum; örneğin `egemen korkmaz` belki de şu an türkiye’nin en iyi defans oyuncularından biri. volkan demirel’le kartalsporda oynarken menejerlik oyunumun gözdelerindendi, yıllar geçti, hep sıradan bir defans oyuncusu olarak anıldı, iki sene öncesine kadar herkesin burun kıvırdığı milli takıma da çağrılmayan bir oyuncu idi; sonra bir yükselişle beşiktaşa ve milli takıma kadar geldi ama şu an 30 yaşında. burada bir sitemim de beşiktaş taraftarına; bursaspor’da, trabzonspor’da oynarken kasaptı, beşiktaş’a gelince türkiye’nin en iyi defans oyuncusu olmadı mı gözünüzde?

ben burada hocalara ve seçimlerine bir şey demiyorum, yani derim tabii ki de asıl futbol seyircilerine taraftarlarına sitemim. hocalar da zaten iki kere şans verdiği oyuncu tribünden tepki çekip kendine güvenini kaybedince işin kolayına kaçıyorlar, yabancı oyunculara yönleniyorlar, zaten neredeyse her takımda 10 yabancı oyuncu olduğu göz önüne alınırsa alternatifleri de çok.

bugün bir trabzonspor taraftarı olarak gene kendi seyircimden örnek vermek istiyorum. `giray kaçar`’ı her fırsatta eleştirenler; egemen ile kıyaslayanlar egemen’in 27 yaşındakini halini biliyorlar mı? giray bence egemen’de bir kaç gömlek ileride ama gelde bunu millete anlat. hala giden egemen korkmaz arkasında ağlar durur bazıları. hatta giray belki biraz kart bir örnek oldu, daha gençleri var `mustafa yumlu`, `aykut aygün`. bu isimleri sorsanız bazı kesimlerde çoğunluğun ilk gitmesini istediği isimler olarak karşınıza çıkacaktır.

gene bir `burak yılmaz` örneği var; şu an 30 golle açık ara türkiye ligi gol kralı olan 27 yaşındaki bir burak yılmaz. antalyaspor’dan beşiktaş’a ilk geldiğinde (sanırım 21 yaşında idi) büyük yetenek diye gelen bu çocuk akabinde, manisa, fenerbahçe, eskişehir’de seyircilerinden ne kadar destek aldı?

bu arada bu sene için trabzonspor taraftarı hiç boşuna ama biz şampiyonlar liginde iyiydik filan demesin; başında `şenol güneş` gibi bir hoca olmasa idi, o 7 puanın kaçını alabilirdi bir düşünsün.

trabzonspor’u bildiğim için trabzonspor’dan örnek veriyorum, yoksa herkes kendi takımından bir çok örnekler verebilir.

fenerbahçe’de nöbetçi golcü `genç semih`; yaşı neredeyse 30 oldu hala genç denmiyor muydu bir kaç sene öncesine kadar? adam 2008 avrupa şampiyonasının yıldızı idi nerede ise ama döndü gene yedek kaldı.

galatasaray’da `fatih terim` gelmese idi bu sene semih ve emre forma giyebilir miydi? uefa kupasını alan kadrodan sonra `arda turan`’dan hariç alt yapıdan kim çıktı 10 yıllık bu arada? arda turan da muhtemelen seyirci baskısından ilallah deyip gitmedi mi bu ülkeden?

beşiktaş’ta geçen sene necip varken aurelio’nun transferini çok eleştirmiştim, hani tamam kadro geniş olsun diye alternatif tutmak ve yerli oyuncu statüsü yüzünden iyi bir seçimdi belki ama necip’in önünü kesti mi kesmedi mi? gene `rüştü rençber` var. çok sevdiğim ve profesyonelliğine saygı duyduğum bir kaleci ama neredeyse yaşı 40 oldu; hala yerine gelen her genç kalecinin ufak hatasında kıyametler kopuyor. bugün `cenk gönen`’in yediği ikinci gole ufak hata demiyorum tabii ama çok büyük kaleciler bile çok büyük hatalar yapabiliyor. bir maçta kalelerinde 6-7 gol görebiliyorlar. şimdi tutup cenk’e yüklenirsen o kaleye kim geçer? kendine çok güvenli ve dediğim dedik bir hoca çıkmadıktan sonra bundan sonra ancak yabancı bir kaleci getirirsin.

örnekler çok, sözü çok uzattım; özetle: eleştirmek var, eleştirmek var. hani `yapıcı eleştiri` yaptığımızı zannederken çoğu kişi kantarın ucunu kaçırıp yıkıyor gidiyor, olan türk futboluna oluyor.
yani futbol seyircisi olarak bizim de bir eserimizdir türk futbolunun geri kalması. hani oyuncuların hiç mi suçu yok derseniz o apayrı bir konu? belki de en büyük problem onların kendilerini geliştirmemeleri filan ama dedim ya futbol seyircisi de kendini sorgulamalı. eleştirmenin tanımını bir daha düşünmeli. eleştirmek, oyuncuya küfretmek, rakibe küfretmek? sahaya girmek? rakip seyircilerle savaşa gider gibi deplasmana gitmek !!! hala diğer etkenler diye ısrar ederseniz, evet öncesinde `federasyon`, kulüp yöneticileri, futbol medyası filan, onları irdelemeye kalkarsak belki kitap olur tabi buraya yazılacaklar. neticede kendimizi kandırmayalım, kandırtmayalım da; `dünya derbisi` diye diye poh pohladığımız, günlerdir saatlerce digitürk’ün hazırladığı janjanlı reklamlarını izlediğimiz bir maçı sadece azeri televizyası veriyorsa bırakın da türk futbolunun bu halini hep birlikte eleştirelim, eleştirelim ama neler yapabiliriz, neyi geliştirebiliriz onu konuşarak eleştirelim. yoksa hala `eric cantona` gelip de bir program çekti diye de gaza gelip dünya derbisi yalanı ile kimse kendini kandırmasın.

neyse bu şartlar altında trabzonspor’un da beşiktaş’ın da avrupa’da buraya kadar gelmesi ve bu aldığı sonuçlar belki başarıdır hatta. sonuçta oyuncuların ve teknik kadronun özverilerinden şüphem yok. ama eğer bir şeylerin değişmesini istiyorsak, türk futbolunun yeniden yükselişe geçmesini istiyorsak sadece eleştirmek ve homurdanmakdan öte taraftarlar olarak hala ufak da olsa kendimize çeki düzen verebileceğimize inanıyorum.

 

Evet iki farklı konu gibi oldu ama aslında ikisi de birbirinin içerisinde olan öğeler. Ekşi sözlük’deki alıntımda ve bu yazıda demek istediğim; bir şeyler giderek Türk futbolunda kötüye gidiyor. Buna da kimse bir dur demiyor, en alttakilerden, Türk futbolunun en başındakiler de dahil olmak üzere herkes kulağının üzerine yatmış. Herkes gördüğü pisliği halının altına ittiriyor ama artık halı kabardı ve eğreti duruyor, artık üstünde yürünemiyor.

Yurtdışında nasıl bir itibar kaybı yaşadığımızdan bahsetmeye bile gerek yok, eğer yok neden bahsettiğini bilmiyorum diyecek iseniz, lütfen herhangi bir yurtdışı takımının taraftar forumunda Türk Futbolu ile ilgili o insanların fikirlerini sorun, cevabını göreceksiniz.

Evet, bunların hiç birisi bir anda sihirli bir değnek ile dokunarak olmadı. Yılların, hatta belki de nesillerin birikimi ile oldu; dolayısı ile bir anda düzelmesini beklemek de iyimserlik olur. Zaten bu gidişatı düzeltecek kişiler de kökünden başlamalı düzeltmeye; ne bileyim en üstten TFF, sonra medya, kulüpler, yöneticiler köklü değişiklikler yapmalı. Ama yazıda yazdığım gibi sadece onlardan beklemek yerine, bir yerlerden başlayarak bu eğretileri düzeltmeye çalışabiliriz bizler de futbol seyircileri olarak.

Neler yapabiliriz ki derseniz eğer; en azından başlangıç olarak, sadece düşünmek bile çözüme yönelik fikirler aramak anlamında bir adım atmış olmaktır. Evet, düşünürken de biz kendi takımımız, kendi taraftarlarımız olarak nerede yanlış yapıyoruz diyerek, diğer takımlarda kabahat aramak yerine çuvaldızı önce kendimize batırabiliriz. En azından en basit şekli ile karşı takım taraftarlarını bir dinleyin. Sizin için neler diyorlar, eğer dinleyebiliyorsak bu bile başlangıçtır. Hele ki bazı dediklerine hak verip, “evet ya biz bunu yapıyoruz gerçekten” diyebiliyorsak ne mutlu bize. İşte belki o zaman bu çuvaldızın can acısı bizleri ve Türk futbolunu bu kabustan uyandırmak için bir başlangıç olabilir.

Bir Yorum
  1. tek bir itirazım olacak… türk futbolu dediğimiz gemi yarıya kadar değil, neredeyse tamamen batmış durumda, üstelik çamura…

Bir Yorum Yazın