SAVAŞ ZAMANI

Ah çocuk!.. Cahil çocuk… Ellerinde rakibin bayrağı flaması ile kardeşinin mağlubiyetine sevinen çocuk. Kızmıyorum emin ol ben sana. Sonuçta suçun yok senin o rezil sahnede bulunmaktan başka. Bir figüranın dışında ve ötesinde bir rolün yok bu kirli, karanlık düzenin spor sahalarındaki yansımasında. Ve sana o bayrağı orada açtıranlar. Yakalananlar cezaevinde yakalanmayanlar gizlendikleri izbe çukurlarda kıs kıs gülüyorlar senin bu uçsuz bucaksız cehaletine ve sana ektikleri kin tohumları filizlendikçe için için kaynıyor içleri taşan bir lağımın ağır ve pis sırnaşıklığıyla…

Bizim ülkemizde hem spor camiasında hem de hayatın tüm dallarında en büyük eksikliğimiz bilinç, en zayıf noktamız eğitimdir. Biz elleri

Fenerbahçeli Moskova Taraftarları

Fenerbahçeli Moskova Taraftarları

kanlı, gözleri paradan puldan başka şey görmeyen koltuk sevdalısı siyasilere ve bürokratlara emanet edip çocuk oyuncağı yaptığımız eğitim sistemimiz yüzünden hem spor camiamızı hem de gençlerimizi bu hale getirdik… Kendi ellerimizle kendi temellerimize dinamiti yerleştirdik. Sanmayın ki bu söylediklerim sadece CSKA Moskova maçındaki üç tane çocuğu kapsıyor sadece, benim kendi camiamın meşhur Sivas maçında sahaya giren iri çocuk da, elinde bıçakla Saraçoğluna dalan Rambo lakaplı tohumluk çocuk da, İnönü’de çeşitli hesaplarla “kardeşim” dediği adamı vuran da, Mecidiyeköy’de sahaya koltuklar yağdıran da aynı sistemin çocukları… Daha fenası bu çocukların bazıları papaz öldürüyor, misyoner doğruyor, üç kuruşluk yalanlara kanıp dağlara çıkıyor, senin benim kardeşime kurşun atıyor, kendini de ziyan ediyor başkasına da zarar veriyor.

Mustafa Kemal Atatürk

Başöğretmen Ünvanı Taşıyan Kemal Paşa

Hal böyleyken biz diyoruz ki altyapıdan futbolcu yetişsin, takımlar Avrupa’da başarılı olsun, Milli Takım Dünya Kupasında iz bıraksın… İyi de nasıl olacak bunlar… Alman altyapısından yetişen Hamit, Nuri ve Gökhan ile mi gurur duyacağız sadece… Amerikan üniversitelerinde kürsü sahibi olmuş beyinlerimizle duyduğumuz gurur avuntu değil midir ve ikisi de aynı değil midir temelde…
Gelirin adil dağıtılmadığı, halkın demokrasi sanısı ile uyutulduğu, emperyalist güçlerce finans, ulaşım, enerji ve yer altı kaynaklarını paylaşılmış, iç politikada günü kurtarma derdinde, dış politikada global kartellere oyuncak olmuş, bağımlı kalmış bir ülke olarak sporda başarı kazanmak için yapmak gerekenleri konuşmadan önce daha mühim neşterler vurmalıyız kanayan yaralarımıza.

Şenol Güneş’ler bulmalıyız, Şenol Güneş’ler olmalıyız hayatın her alanında.. Çocuklarımızı eğitmeli, bilinçlendirmeli, cesaretlendirmeli, doğru hedefe yönlendirmeli, annelerinin ve babalarının gurur duyduğu çocuklar yetiştirmeliyiz önce… Sonrası zaten gelecektir öyle veya böyle. Bir

Türk Futbolunda Yalnız Bir Öğretmen

çocuğa biz bu serumu zerk edebilirsek, biz bu serumu kendi kanımıza göre geliştirebilirsek emin olun sadece sporda ya da futbolda değil hayatın tüm dallarında milyonlarca Burak Yılmaz’ımız olur… Eğitimli, bilinçli, donanımlı ve hedefleri olan Burak Yılmaz’ların omzunda yükselen bir medeniyet kendi bölgesine ışık saçar, dünyaya adalet ve medeniyet ihraç eder.

Her şeyi ikinci plana atmalı öncelikle çocuklarımıza sahip çıkmalıyız. En büyük ve önemli savaşımızı cehalet ve bilinçsizliğe karşı vermeliyiz. Yoksa daha çok ağlarız şehitlerimize, kaybettiklerimize ve başımıza niye ve nereden geldiğini bilmediğimiz felaketlere.

Şehitlerimiz hakkında çok fazla söyleyebileceğim bir şey yok. Söylenmesi gerekenler zaten binlerce kez söylendi. Kavrulan yüreklerimizi ferahlatabilecek bir söz zaten yok. Allah’tan bize gerekenleri yapmaya muktedir liderler nasip etmesini temenni ediyorum.

Bir Yorum Yazın