LAZ İNADI

Kazım Koyuncu sadece bir müzisyen değil aynı zamanda bir fikir adamıdır. Onun mazlumlardan yana duran, zalimlere kafa tutan duruşu Trabzonspor’a da Trabzonluluğun ötesinde bir kimlik kazandırmıştır.

Ailesinde tek bir Trabzonsporlu bile olmadığı halde, hatta Trabzonspor, Hopa genelinde rağbet gören bir takım olmadığı halde Kazım Koyuncu neden Trabzonspor’u tuttuğunu şöyle açıklıyor:

– …ancak kafayı biraz kaldırdığımda, biraz farklı olduğumu hissettiğim anda farklı olanla buluşabildim. Farklı olan Trabzonspor’du.

– Trabzonspor’u tutmak sadece o yörenin çocuğu olmakla açıklanabilecek milliyetçi bir davranış değildir. Benim için Trabzonspor, en güçlülere karşı koyan ve herkesi yenen hayali kahramandı. Öyle bir kahramandı ki statükoyu bile devirmişti!

– ‘İnsan neden Diyarbakır’dan Trabzonspor’u tutar?’ diye bir soru sorulduğunda ‘Güçlülere karşı direnen ve statükoya hayır diyen anlayış nedeniyle’ cevabını buluyorum.

 

Özellikle son 10-15 yıldır Futbolda statüko demek endüstriyel futbol demektir.

Futbol için yıldız yetiştirmemek demektir. Yetişmiş yıldızları parasını verip satın almak, davul zurnayla transfer pazarlığı yapmak demektir. Kulübün maliyetinin önemli bölümünü yıldızlar sayesinde elde ettiği reklam gelirinden, popülariteden çıkarmak demektir. Keşfedilmeyi bekleyen yetenekleri yok saymak demektir. Ülke futbolunu, dünya futbolunu bir adım ileri götürmemek, tüketmek demektir.

Asırlık çınar misali tarihe mal olmuş bazı futbol kulüplerinin, nüfuz sahibi olmak isteyen ya da nüfuzunu ikiye, üçe katlamak isteyen para babalarına peşkeş çekilerek içinin boşaltılması demektir.

Trabzonspor’un verdiği mücadele de işte bu zinciri kırma mücadelesidir. Şenol Güneş’in de tabiriyle Trabzonspor paraya karşı emeğin, alın terinin mücadelesini verenlerin kulübüdür.

Trabzonspor bu statükoyu 2010-2011 sezonunda da yıkmıştır. Statüko sahiplerinin sicil dairesi ile arasının iyi olması tarihin bu gerçeği yazmasını engellemez.

Kazım Koyuncu’nun müziğinin değeri onun vefatından sonra daha da çok anlaşıldı. Benzer şekilde, içinde bulunduğumuz günlerde ise onun görüşlerinin doğruluğu haklı çıkıyor. Çünkü statüko, devrilmemek, devrilişini inkar etmek için çırpındıkça onun gerçek yüzü yani Kazım’ın diliyle (Lazcayı kast etmiyorum, Türkçenin Karadeniz şivesini de kast etmiyorum, sol diyalektiği kast ediyorum) burjuva ahlakı daha net ortaya çıkmaktadır:

1996’da kaçan şampiyonlukta, Giresun’da 20’lerindeki Mehmet Dalman’ın ve Akçaabat’ta 12 yaşındaki Hüsnü Civelek’in üzüntüden kendi canlarına kıymalarına bile sebep olan o kritik maçta hangi yalan ihbarlarla maçın gidişatının etkilendiğini, masabaşındaki hangi oyunlarla maçın çevrildiğini okusa bile vicdanı sızlamayacak, esfel-i sefilin denecek türden insanlardan bahsediyorum,

Kazanmak için her yolu mübah gören insanlardan bahsediyorum. Hayatta ‘kazanmak’tan başka hiçbir ahlaki değeri olmayan insanlardan bahsediyorum.

Burjuva ahlakında en büyük hakaret ezik kelimesidir. Hani Ekşi Sözlük’te de sıkça gördüğümüz “bazı eziklere kapak olmuştur”culardan bahsediyorum.

Onlar için bir insanın neden kaybetmiş olduğunun, hangi değerlerden vazgeçmediğinin, ne uğurda mücadele ettiğinin, hangi haksızlıklara uğradığının hiçbir anlamı yoktur. Bir şekilde cebini doldurmuş herkes asildir, ‘bir yolunu’ bulamamış olanların hepsi ise eziktir. Hayattaki tek amacı her yolu mübah sayıp kazanmak olan insanlar için bundan ağır hakaret olmaz elbet.

En köklüsünün 20 yıllık mazisi olan bu lümpen burjuva işte bu ego şişkinliği nedeniyle en adi manipülasyonların, en sinsi komplo teorilerinin dolduruşuna kolayca gelmektedir. Bu lağım kokulu bilgi kirliliği sayesinde devlet ve halk düşmanlığına bir yıl gibi kısa bir zamanda ulaşıp polise saldırma, benzin istasyonlarını havaya uçurma hakkını bile kendinde görebilmektedir.

Gazetecilere tavsiyemdir: tutuklanan holiganların fabrikatör, üst düzey yönetici, işadamı, zengin çocuğu vs. çıkmasına şaşırmayın. Bunun haber değeri bile yok. O kalabalık arasında bir tane asgari ücretle çalışan sabıkasız işçi var mıydı, ekmeğini taştan çıkaran bir fırıncı, balıkçı, esnaf var mıydı onu söyleyin. Yoktur. Bulamazsınız.

Çünkü Kazım haklıydı. İnsanlık tarihinin en çirkin türü kendini futbolda da gösteriyor ve ‘kimsesizlerin kimsesiyim’ edebiyatı parçalayan sağ siyasetçileri de kendini ‘solcu’ diye adlandıran siyasetçileri de kendilerine pervane, uşak ediyor.

Onların karşısında ise spordan yana, temiz futboldan yana, alın terinin, emeğin değerinin bilinmesinden yana duran ve duruşundan taviz vermeyen bir camia var. Ne mutlu o camiaya ki Kazım Koyuncu gibi bir idolü var. Ve ne yazık onların düşmanlarına ki bu camia dik durmaktan vazgeçmeyecek.

 

bir kara kuş ağlayı
taş vurmuş kanadına
ağlama kara kuşum
düşmanın inadına

Bir Yorum
  1. İyi tespit nasıl olur sorusunun cevabı:

    “Gazetecilere tavsiyemdir: tutuklanan holiganların fabrikatör, üst düzey yönetici, işadamı, zengin çocuğu vs. çıkmasına şaşırmayın. Bunun haber değeri bile yok. O kalabalık arasında bir tane asgari ücretle çalışan sabıkasız işçi var mıydı, ekmeğini taştan çıkaran bir fırıncı, balıkçı, esnaf var mıydı onu söyleyin. Yoktur. Bulamazsınız.”

    İşte budur. Gücüyle, parasıyla değil emeğiyle hayatını sürdürenin yaklaşımı da ona göre olur.

Bir Yorum Yazın