Camia ve Sezona Dair Genel Analiz -Janjoje-

Merhaba.

Bizim için çok farklı, değişik ve en önemlisi her zamankinden zor bir sezon olacağını tahmin ediyordum ilk başta.

Kendimce gözlemlediğim eksiklik ve sıkıntıları dile getirmek istedim.

Şike, şampiyonluk falan derken nasıl bu noktaya gelmeyi başardık bilmiyorum ama yaratılmaya çalışılan öyle bir gündem var ki bence şu aşamada Trabzonspor’un geçmişinden ziyade geleceğini ciddi anlamda tehdit ediyor.

Sadri Şener ve yönetimi mi öcü yoksa Şenol Güneş mi öcü?

Malesef ülke geleneğimiz. Ortada bir ihale varsa o mutlak surette birinin üzerine yıkılmalıdır. Birinin üzerine yıkılmadığı sürece hepsi telef olur.
İşin en güzeli de bu ihaleyi bir yerlere yıkmaya çalışan adamlar, gazeteciler, taraftarlar kendilerini Orhan Gencebay şarkılarına kafa tutarcasına hatasız görüyorlar.

Farkına varılması gereken gerçekler bölüm 1:

Başarıya gitmek için iyi işleyen bir örgüt şeması şart. Söz konusu olan bir futbol takımı ise bunu başkan, yönetim, teknik heyet, kadro, taraftar ve basın şeklinde sınıflandırabiliriz.Bunların altısının birden eksiksiz, hatasız işlemesi söz konusu olamaz. Hatta zaman zaman hatalar yapılması doğru analiz edildiği zaman uzun vadede çok daha iyiye götürür.

Ama kalkıp tüm kayıpları ve hataları bir sekmeye indirgemeye kalkarsanız geçmiş 30 yılda yaşadıklarımızı sil baştan bir daha yaşarız. Bundan ders almanın artık zamanı gelmedi mi?

Kabullenilmesi gereken gerçekler bölüm 2:

Size bir sır vereyim. Hangi düşüncedesiniz bilmiyorum. Ama inanın bana dünyanın en kötü yönetimine sahip değiliz. Hocamız her şeyin mükemmel olduğu bir düzenin içerisinde çok hatalı kararlar verdiği için de bu durumda değiliz. Taraftarımızın da iddia ettiği gibi yarardan çok zararı yok, ama yine üzülerek eklemeliyim ki futboldan en çok anlayan topluluk falan da değil,yerel veya ulusal basın da zannettiğiniz gibi Trabzonspor’u nasıl başarısız kılarız diye düşünerek sabahlamıyor.

Taraftarımızla başlamak üzere kendi çıkarımlarımı dile getirmek istiyorum.Bunu kendini bilinçli, diğer taraftarları içinden istisnalar hariç ayırarak süzme futbol cahili olarak yorumlayan kişileri de katarak söylüyorum. En yakından tanıdığım kendimi de hesaba katarak söylüyorum.

Şimdi bir kaç saniye düşünün ve cevap verin.

Son Beşiktaş maçını örnek vereceğim. Lütfen, elinizi vicdanınıza koyarak cevap verin. Maçın son 10 dakikasında rakibimiz atak yapıp, gol ararken mi kendinizi daha rahatsız ve baskı altında hissettiniz, yoksa maç bittikten sonra sosyal medya veya yerel basında taraftarlarımızı takip ederken mi?

Neden hiç bir eleştiri ortası olmadan yapılamıyor?
Neden nefret kusmadan fikirlerimizi beyan edemiyoruz?

İşin acısı bu hangi maçtan ne skorla çıkarsak çıkalım aynı.

İnter’i deplasmanda mağlup ettiğimiz maçtan sonra selçuk-egemen-umut-engin-jaja-yattara gitmeseydi biz bu şampiyonlar liginin tozunu atardık diye yorumlar okuduk.
Beşiktaş maçında sözüm ona futboldan anlayan bir teknik direktörümüz olsaydı maçı rahat kazanırmışız.
Maçtan sonra Bamba’yı yere göğe sığdıramayan adam çok değil 2 ay önce 2. ligden topçu alan yönetimin diye başlayan cümleler kuruyordu.
E yıllardır bu takımın forveti yok dediğiniz, gittiği ilk gün şampiyon olacağız dediğiniz adamların neredeyse hepsi oynadıkları takımları sırtlıyorlar ve bir anda ülkelerinin tek gol silahları haline dönüştüler iyi ya da kötü.
Gene yıllardır İstanbul takımına alınan her futbolcunun yıldız gibi lanse edilmesine isyan edip Trabzonspor’a transfer olan her yerli futbolcu için ülkede mevkisinin en iyisi muhabbeti ne peki?
Bence ligin potansiyeli en yüksek futbolculardan birisi olan Soner Aydoğdu o gün Fenerbahçe’ye imza atsaydı onu şişirilmiş, balon vb. şekillerde nitelendirmeyecek miydin?
Niye bizim yöneticilerimiz hiç konuşmuyor şike hakkında demek ki biz de kirliyiz diye ağlayan da sensin, şike lafını dilinden düşürmeyerek iyice antipatik hale getirdi takımı diyen de sensin?
E her artık bu iş Şenol Güneş’in işi değil, kesinlikle hocalık yapmamalı diyip gidene kadar zırıldayan, gittikten 2-3 sezon sonra takım dibi görünce de hocamız geri dönmeli diyip, döndükten sonra meydana gelen devrimde en fazla gaza gelen de sensin, sonra O’nu gömecek yer arayan da sensin?

Ondan sonra tek gerçek taraftar, futbolcular, yönetim,hoca sahtekar diyen de.

Kusura bakma kardeşim. Sen de yanılıyorsun işte.

Gelelim yönetime.

Önce kendi fikirlerimle başlayayım. Bence mevcut Trabzonspor yönetimi tarihinin gördüğü en nitelikli, en akıllı, en iyi niyetli ve camiaya artı değer yükleme potansiyeli olan üyelerden bir kaçını barındırmakla beraber, Trabzonspor’un her türlü başarısının karşısına dikilen ve malesef Trabzonspor taraftarının da aslında geneline hükmeden zihniyete sahip ve malesef daha fazla söz sahibi olan çok sayıda yöneticiyi barındırıyor. Aynı şekilde başkan da birkaç noktada bence eşi bulunamayacak özelliklere sahip ama bazı önemli noktalarda da herhangi birinden daha kötü kararlar alan ve uygulayan biri.

Önce şunu bir kabullenelim. Sadri Şener’in geçmişteki bir çok başkandan farkı, Sadri Şener kim ne derse desin iyi bir Trabzonspor’lu.
Kriz yönetimi, öfke kontrolü ve medya ilişkileri noktalarında da hayli zayıf.Ki bu alanlarda yaptığı çokça hata var.

Oluşturduğu yönetim zihniyet ve vizyon noktasında birbirinden taban tabana zıt isimler barındırıyor. Ve kimi hangi alanda, hangi ölçüde yetkilendireceğini seçerken zaman zaman hatalar yapıyor.Bu da taraftarı asıl ilgilendiren futbol takımı oyuncu seçimi noktasında sadece iş işten geçtikten sonra farkına varabildiğimiz hatalara yol açıyor.

Amatör branşlar ve pilot takım konusundaki meseleler o kadar derin ki onlar bambaşka bir yazıda incelenmeli. Oralara değinmeyeceğim.

Gelelim Şenol Güneş ‘e

Şenol Güneş bu camia için ifade ettiği şeyi farkedememek üzülerek söylüyorum ki ahmaklıktır.
Amma velakin Şenol Güneş’i sırf ifade ettiği şeylerin hatrına dünyanın gelmiş geçmiş en büyük teknik direktörü olarak görmek üzülerek söylüyorum ki daha büyük ahmaklıktır.

Şenol Güneş’in futbolculuk veya teknik direktörlük döneminde kazandığı başarıları, başarısızlıkları, hatalarını, devrimlerini bir kenara koyalım.

Cümleye peşin bir giriş yapayım. Şenol Güneş Trabzonspor takımından gitmeli, artık bırakmalı vb. söylemlere katiyetle katılmıyorum.
Bunlar son dönemi içerisinde sıkça rastlanan hatalar yapmadığı gerçeğini de değiştirmiyor.

Hadi yazalım.

Fazlasıyla tav olduğunuz bir yalandan arınalım önce. Takımda başarılı olan futbolcuyu Şenol Güneş yoktan var etti, ısrarla istedi aldı diye övüp, beğenmediğiniz futbolcu için yönetim al malzeme bu yemeği sen yapacaksın demedi. Bu noktada eksiklikler karşılıklı. Şenol Güneş bunca yıllık teknik direktörlük yaşantısına, mevcut kadro içerisinde gerçekten toplanıp toplanabilecek maksimum puanları hemen her döneminde toplamıştır.Ama bunca tecrübesine rağmen yöneticilere net olarak ben bu futbolculara ihtiyaç duyuyorum ve istiyorum dememiştir. Ama hepsinden önemli eksiği oyuncularına sağladığı sevgi ve bağlılığı aslında en yapması gereken ve yapabileceği eyleme çevirmemiştir,Trabzonsporluluk. Yönetimsel hatalar kadar bir kaç senede oluşturulmuş iskeletin yıkılıp gitmesinde kendisi de hatalıdır. O iskeletteki hiç bir futbolcu Şenol Güneş ısrar ettiği ve isteğini net olarak ifade ettiği sürece Trabzonspor’dan ayrılacak pozisyonlarda değillerdi. Hangi oyuncunun gidip, hangi oyuncunun geleceği noktasında sesini gürleştirmeyip, ağırlığını koymayan hocanın da oyuncu alışverişlerinde tüm suçu yönetime atmasının üzülerek söylüyorum ki kabul edilebilir bir yanı yoktur.

Oyuncu seçimi noktasında maçı izleyerek teknik direktörü hakkında yorum yapmak yanlış. Ancak teknik direktörün oyuna müdahalelerini gözlemlemek ve netice itibariyle yorumlamak da futbolun gerçeği.

İşte bu kantarın topuzunu ayarlayamadığımız bir diğer mevzu. Bir yanda Şenol Hoca gençleri köreltiyor kafası, diğer yanda her gelen transfer mutlak surette 10 hafta yedek bekliyor kafası, öte yanda Zeki ile Yasin oynuyor ya işte diyenler.

Yahu tartışmanız bile aslında ikinizin de söylediğinin net bir gerçekliği ifade etmediğinin kanıtı.

Ben kendi adıma itirafta bulunayım. Şenol Güneş’in en başarılı olduğumuz dönemler de dahil olmak üzere oyuncu seçimlerini hiç ama hiç beğenmedim. Bir de oyuncu seçimi esnasında antrenman performansı, sosyal ilişkiler boyutu var ki uzaktan yorumlaması aslında gerçekten çok da makul olmayan bir konu bu.

Genç oyuncuların hatta bilhassa altyapıdan oyuncuların takıma kazandırılması noktasında ne kadar heyecanlı ve hevesli olduğumu eğer önceki yazılarımdan birini okumuşsanız gözlemlemişsinizdir.Ama bir oyuncunun sadece genç olması takımda direkt olarak şans bulması gerektiği anlamına da gelmiyor benim için.

Aynı masalı o kadar çok dinledik ki. Janko’nun neden direkt olarak oynamadığı eleştirisini yapan adam, sol kanatta neredeyse aynı gün transfer edilen Emerson’un her maç 90 dakika oynadığını görmüyor. Emre Güral’ın hem hazırlık maçları performansları hem isteğini her platformda ifade edişinden etkilenip hocanın genç oyunculara şans vermediğini söyleyen adam Zeki Yavru’yu görmüyor, genç sayılmasa da sıfır tecrübeyler 2-3 sezondur takımda öyle ya da böyle forma giyen Mustafa Yumlu’yu görmüyor. E yahu Adrian gelir gelmez her maçta oynadı, şimdi adam kadroya yazılsa dünya yerinden oynayacak haldesiniz. E bir sakin kardeşim.

Evet 82 puan aldığımız sezon da dahil olmak üzere Şenol Hoca standart taktiksel hamleler belirlemiş ve bunları yapıyor. Bu eleştirilebilir bir nokta mesela. 55’de Ceyhun girmiyor da B.Özbek giriyor.85’de pawel girmiyor yedek santrafor giriyor. Rakipler belki bir çok taraftar ve blog yazarı tarafından daha az analiz ediliyor. Takıma Trabzonsporluluk geleneklerini aşılaması gereken adam ısrarını B.Özbek’ten yana kullanıyor.

Bu bölümü elimden gelen en ağır eleştirileri yazarak yaptım. Çünkü Şenol Güneş benim için sadece camiamız değil, Türk futbolu içerisindeki en önemli değer. O’na yapabileceğim en büyük kötülüğün hoca yapıyorsa doğrudur, aman hocam takıl kafana göre demek olduğunu düşünüyorum. Ve zerre kadar artniyet barındırmıyorum. Şenol Güneş’in kellesini istemekle meşgul renkdaşlarımdan da özür dilerim.

Gelelim kadro ve transfere

Artık gelen her futbolcuya ülkenin en iyi oyuncusu muamelesi yapmayı bir kenara bırakıp polyannacılık oynamayı bitirmenin vakti gelmedi mi?
Veya tam zıttını yapıp rakiplerde aynı mevkide oynayan adamı dünyanın en iyi oyuncusuymuş gibi yorumlayıp bizim ahmet de böyle işte demenin?

Şunu kabullenmek gerek. Trabzonspor’a gereken misyonu ve vizyonu yüklemeyi başaramadığımız sürece bizim oyunculardan talep ettiğimiz davranışlar futbol romantikliğinin ötesine geçmeyecek.

Öncelikle ne yaparsak yapalım bu ülkede futbolcuların oynamayı hayal ettiği takımlardan birisi olmayı başaramadık. Bunda ulusal medyadaki saygınlığımız ve milyon liralar kazanan adamların yaşamayı arzu edeceği bir şehir yaratamama eksiğimiz var. Şehrin futbola olan ilgi seviyesinin avantaj olduğu kadar dezavantaj olduğu bir gerçek.

Ülke genelinde futbolcular için anket yapılsa inanın aynı ücretle İ.B.B’de oynamak isteyen futbolcu sayısı Trabzonspor’da oynamak isteyenden daha fazladır.

İşte bu noktada büyük bir kaosun içerisinde kalıyoruz. Gerek yurtdışından gerek yurtiçinden oyuncu transferlerinde malesef doğru tercihleri kullanmıyor ve sanki istanbul takımlarıyla yarışabilmenin tek yolu buymuş gibi onların stratejilerini izlemeye çalışıyoruz.

Yazacağım oyuncuları sevmek veya beğenmek ayrı bir mevzunun konusu.

Ama inanın bana Volkan Şen, Olcan Adın, Cenk Tosun, Ozan İpek, Sercan Yıldırım, Alper Potuk bunlar Trabzonspor’un transfer hedefi olmamalı.
Trabzonspor’un yerli oyuncu transferindeki hedefi Manisaspor’lu Selçuk İnan, Gençlerbirliği’nden Soner,Yasin, Bucaspor’dan Emre Güral ve şu an bu işi benden çok daha iyi yapan bir çok blog yazarı arkadaşın tavsiye edeceği maliyeti düşük, potansiyeli yüksek, ülke gündeminde herhangi bir dönemde popülerliğe kavuşmamış, öncelikli hedefinin daha iyi bir şehir ve daha çok para yerine daha fazla futbol olan isimler olması gerekiyor.Yıllardır dillerde tüy bırakmayan M.Pektemek gibi.

2 sezon önce Alper Potuk çok çok güzel bir transfer hedefiydi. Artık değil. Bence İstanbul takımlarındaki mevkidaşlarının hiçbirinden bir eksiği olmayan hatta üstüne daha iyi olan bir futbolcu. Eskişehirspor’da forma giyiyor. Ama gelinen bu noktadan sonra hedefinin Trabzonspor forması giymek olmadığı çok aşikar. kendisine 4-5 milyon euro harcayıp, göstereceği ultra süpersonik performans ile avrupa’ya 10 milyon euro ile transfer edileceğine hala inananlara sevgiler.

Takımdaki yerli oyuncuları yazalım. Kalecileri ayrı tutuyorum. Serkan,Mustafa Yumlu,Ferhat Öztorun,Zeki Yavru,Soner,Yasin,B.Özbek,Volkan Şen,Olcan,Halil,Emre Güral.

Yorum yazacaktım, sinirlerim bozuldu biraz. Atlıyorum.

Yabancılara gelelim.

Zilyon yıl geçti. Şu yabancı transferi işini öğrenemedik. İşin acısı yönetimde bu işi layıkıyla yapabilen adamlar olmasına rağmen transferlerin ortak bir karar ve çeşitli kıstaslara göre yapılıyor olması.Evet profesyonel bir scout sistemimiz yok ama zaten scouting denilen hadise potansiyelli, gelecekte büyük yıldız olması tahmin edilen isimlerin uygun maliyetle takıma kazandırılmasını hedefler.

Şimdi bizim yaptığımız yabancı transferlerini biraz düşünelim.

Ve düşünürken de şunu isteyeceğim sizden. Oynadığı futbolu, sergilediği performansı bir kenara bırakın. Saçma geldi biliyorum ama bırakın. Örnekle açıklayacağım.

Adrian Mierzejewski. Bu futbolcu Polonya liginden 5.5 milyon euro bonservis ödenerek transfer edildi.Olur, olmayacak şey değil. Ama bu transfere gösterilen tepki neydi biliyor musunuz? 10 numaramızı bulduk, işte büyük yıldız geliyor,

Trabzonspor camiasının bu lüksü yok. Adrian ilk maçında harika bir futbol sergilemişti ligde. Hala aklımdadır. Buraya da kopyalayayım. O gün bir entry girdim sözlükte
“bugün tabiri caizse messi terk bir asiste imza atmış oyuncu. o neydi lan öyle?

ha 5.5 milyon euro verilir mi? bence her maç aynısından yapsa gene de verilmez.”.

Trabzonspor elinde şampiyonlar ligi geliri mevcutken performans anlamında istediği ölçüde yararlanamasa da Zokora’ya 6 milyon euro harcayabilir. Bu bir yatırımdır.
Ama Adrian’a verilen paranın hiç bir izahı yok. Hani bütün senaryoların gerçekleştiğini varsayalım, Adrian o sene Trabzonspor’un o mevkideki tüm ihtiyacını görmüş olsun, yazdığım gibi her maç aynı asistten yapsın. Üstüne “bence dünyanın en komik futbol iddialarından birisidir” avrupa şampiyonasında polonya’yı sırtlasın (şampiyonun bile 6 maç oynadığı şampiyonada neyin vizyonunu yapıp dünyayı peşine takması bekleniyordu bilmiyorum ama) yahu adrian’ı hangi ülkenin hangi takımına 5.5 milyon eurodan fazla paraya satabilirsiniz.

Genç ve potansiyeli olan oyuncu 5-6 milyon euro harcanarak transfer edilmez.

Sahada ne kadar etkinliği olacağı tartışılabilir. Belki hiç bir zaman başarılı olmayacak, teneke forvet olarak göndereceğiz ama Marc Janko transferi doğru bir transferdir.
Bamba transferi maliyetleri itibariyle doğru bir transferdir.
Jaja transferi her yönüyle çok doğru bir transferdir.
Henrique transferi takımın mevcut dönemdeki ihtiyaçları ve oyuncunun kariyer ve gözlemlenebilir potansiyeli ve maliyeti itibariyle kötü bir transferdir.

Önümüzde tutmuş ve tutmamış bir çok transfer örneği var.

Yabancı transferi için çok basit 3 tane sistem var.
1-Kesinlikle nokta atışı yapman gereken mevki veya mevkilere şehir yaşantısı noktasında sorun yaşamayacak, profesyonel özellikleri ön planda olan kariyerli bir ismi kulüp dengelerinin üzerinde bir bedelle (ki bu 4 ila 10 milyon euro arası bonservis, yııllık da 2 milyon euro civarı rakamlara tekabül ediyor) transfer etmek. Mesela Marcelinho. Paraya kıyılarak yapılmış, aşı tutmadığı ve yararlanamayacağımız gözlemlendiği an zarar edilmeden elden çıkarıldı. Mesela Jaja, saha performansı olarak mükemmel olsa da diğer sorunlar nedeniyle gönderilmek istendi ve zarar edilmeden çıkarılabildi.

2-Genç ve Potansiyel vadeden yabancı transferi: Bu da hem transfer ettiğiniz dönem içerisinde etinden sütünden faydalandığınız, hem de avrupa takımlarına pazarlanabileceğinize inandığınız mümkünse menajerlere bulaşmadan scout olmadı teknik direktör tavsiyesiyle yaptığınız transferler. Bu transfer için kilit nokta da maliyettir. Mesela Adrian transfer edilmeden önce bu şartlar için ideal bir örnektir. adrian’dan veya henrique’den alanzinho’dan hedeflenen buydu ancak kendileri avrupa’dan kalburüstü oyuncuların transfer edildiği miktarlara transfer edildiler. Ve gayet olası olan aşı tutmaması durumunda da durumları ortadadır. Bu transferler yüksek maliyetlerle yapılmaz. Geldiği dönemi hesaba katarsak Colman,Yattara bu transfer tipi için başarılı bir örnek sayılabilir.Alanzinho’da bir o kadar antitez. Ya olur mu alanzinho ne maçlar çevirdi, ne adamlar geçti demeyin. Performanslardan bahsetmiyorum. Bahsettiğim transfer yanlışları.

3-Yama transferler: Bunlar transfer yapma zorunluluğunuz olan, yerli alternatiflerle kotaramadığınız mevkiler için yapılan transferlerdir. Yama kelimesi yanıltmasın. Şemak yama transferiydi misal, Sol Bamba’da öyle. Bunlar başarılı örnekler. He bir de bunun Brozek’leri Cale’si Vittek’i var oğlu var. İşte bu transferlerin takımda sayısını mümkün olduğunca az tutmak uzun vadede fayda sağlar. Çünkü hem finansal hem performans anlamında gerçek anlamda fayda sağlayanlar elin parmaklarını geçmez.

Mümkün olduğunca yerli ve altyapıya dayalı takım kurulmalı, illa da eksiklikleri kapatılamayan mevkilere mümkün olduğunca 1. maddedeki transferlerden yapılmalı, finansal durumlar itibariyle 2. ve 3. maddeler değerlendirilmeli.

Ligdeki durum.

Açıkçası bu sezon takımı iki kez canlı izleme fırsatı buldum. Birisi Karabük deplasmanı, diğeri de Avni Aker’deki Videoton maçıydı. Videoton maçını izledikten sonra kafamdan geçen tek düşünce acaba Elazığ veya Akhisar dışında herhangi bir takımı mağlup edebilir miyiz di.

Şimdi rakiplerimiz çok fazla puan kaybettiği için yahu ne var işte biz de liderin 2 puan gerisindeyiz ne var sanki modunda olan bir çok taraftar var. Onların süper transferleri var da ne oluyor bak biz nerelerdeyiz diyorlar. E yahu Antalyaspor, Kasımpaşa, Eskişehir’de aynısını senin için söylüyor işte 🙂

Şimdi söylediklerim saçma gelebilir ama Trabzonspor’u son maçlarda izledim. Benim sezon başında tahmin ettiğimden daha iyi oynuyor takım. Bu gerçek. Göze hoş gelen futbol oynamasak da alışık olmadığımız değişik bir kaos futbolu var. Ama bizi genel olarak yanlışa ve yanılmaya sürükleyen bir durum var. O da Kalecilerimiz ve Bamba’nın ekstra performansı. Şöyle ki takım savunmasını en az rakiplerimiz kadar kötü yaparken ligin en az gol yiyen takımıyız. Ve ne acıdır ki bir çok taraftarımızca fazlasıyla yeterli bulunan, aslında mükemmel Olcan,Volkan Şen, Sapara, Alanzinho, Halil, Janko, Henrique gibi insan kalabalığının 8 maçta 7 gol atabilmiş olması. Ve bunun golcü yokluğuna bağlanıyor oluşu.

Bu sezon çıkıp şampiyonluğun adayıyız, rakipleirmiz şunu yaptıi bunu yaptı senesi değil.
Bu sezon yepyeni bir sistem oluşturmanın ve hepsini toplasan 4 tane kaliteli yabancı oyuncu etmeyecek 12 tane yabancı futbolcunun ayıklanma senesi olmalı.
Bu sezon Soner,Yasin,Zeki Yavru,Emre Güral gibi adamların kazanıldığ, B.Özbek’lerinFerhat Öztorun’ların,Serkan’ların ufaktan teşekkür edilerek vedalaşılması gereken sene olmalı.

Şenol Güneş’in artık diğer bütün sıkıntıları unutup, camiayı ayakta tutmanın sportif skorların veya geleceğe umutla bakmamızı sağlayacak takım oluşturması gerekliliğinin farkına varma senesi olmalı.
Bu sezon Başkan’ın ben bırakıyorum, belki devam ederim, küstüm demeyeceği, medyayla ilişkilerinde öncelikle takımı ve takımın geleceğini konuşup, geçmişte yaşananları unutturmadığının ve hala camianın hakkını aradığını ise takımın mevcut ve gelecekti durumundan sonra ifade ettiği sezon olmalı.
Yerek basın ve taraftarın ne yalandan yere polyannacılık oynadıığı ne de diğer çarklara ihale yıkma peşinde olmadığı bir sezon olmalı.
Muhalefet veya tabiri caizse müstakbel başkan adaylarının mümkünse mevcut süreçte Trabzonspor yönetimini ve takımına destek olmaları ve ondan sonra camiaya aday olmaları gereken sezon olmalı.

2 comments
  1. Özet olarak; bu yıl fazla heyecanlanmadan geçecek. Ayrıca teknik kadro, bu havayı solumuş olmalı. Gelip gidenlerin neler yaptığı ortada…

Bir Yorum Yazın